2 Mayıs 2026 Cumartesi

Diego'nun Mevsimlik Göç Hareketleri

Yaşama yabancılaşmayı aşıp da, yakından baktığınızda bir kuşun, bir kaplumbağanın, bir ahtopotun [1] oyun oynadığını görürsünüz. O kadar yakından bakıp, gözlemleyebilme şansınız olsaydı her bir salyangozun, her bir kırkayağın tür tür değil kişi kişi, kendilerine özgü karakterlerinin de olduğunu da görebilirdiniz.

Sokağımdaki kedilerin 24 saat eve girip çıkabildikleri; istedikleri kadar sokaklarda istedikleri kadar da evde vakit geçirebildikleri; sokakla bağı kopuk olmayan bir müstakil evde yaşamaktayım. Bu sebeple yıllardır, kedi türündeki çokça kişiye çok yakın durmuş ve her birinin nasıl bambaşka bir birey olduğunu, her kedinin kendine özgü hafızasının olduğunu; hafızasında insanlar, kediler mevcut olduğunu ve her birine farklı farklı davranabildiğini; hafızalarında haritalar olduğunu, kilometrelerce ötedeki bir veterinerin sokağına girerken nasıl memnuniyetsiz bir şekilde miyavlamaya başladığını tanımışlığım oldu.

Bugünlerde de, 2020'de elime doğmuş olan 6 yaşındaki Diego isimli bir kedi arkadaşımın, leylekler gibi mevsimsel olarak kısa mesafeli bir göç alışkanlığı edindiğini fark edip, bunu yazılı not düşmek istedim.



Yaşadığım evde yemek yemek, uyumak isteyen sokağımdaki tüm kedilerin eve girip-çıkma inisiyatifinin kendisinde olması sebebiyle, bazı bakımını üstlendiğim çocuk kedilerin büyüyünce bir alt sokağa veya bir üst sokağa taşındığını ve yıllarca oralarda yaşamaya devam ettiğini gözlemlediğim çok oldu. Bunun sebebi şu: Eve girip çıkan kedilerin arasında birbirleri ile birlikte yaşamayı ya seven ya da katlanabilir bulan ve hepsi de benle iletişim bağı kurmuş kedi bireylerden yaklaşık 10 civarı bir nüfusa sahip daha çekirdek bir kabile var aralarında. Örneğin bu kabilenin dışında yabancı bir kedi eve girdiğinde kabiledeki çoğu kedi bu yabancı kediyle kavga edip, alandan uzaklaştırır. Veya ortama yeni bir kedi katılacaksa, yeni kedinin ilk günlerinde benim onla evde beraber çok vakit geçirip, beni tanıyan diğer kedilere yeni kediyi tanıtıp, zararsızlığına ikna edip kabul görmesini sağlamam gerekir. Zaten günler içerisinde bu yeni kedi kendine en anlaşıp da, oyunlar oynadığı birkaç yakın arkadaş edinir bu kabile içerisinde. Büyüyünce bizim yaşadığımız evde yaşamayı tercih etmeyip de, besleme noktaları mevcut olan üst veya alt sokağa taşınmaya karar veren kedilerin büyük ihtimalle bunu tercih etmesinin baş sebebi bu kabiledeki kedilerle, bu kadar kalabalık bir ortamda yaşamayı çok stresli bulması ve bu rahatsızlığı istememesi diye düşünüyorum. 

Diego'nun da 1 yaşından sonra bir üst sokağa taşındığını, artık eve gelip-giden çekirdek tayfadan biri olmamayı tercih ettiğini fark ettim 2021'de. Ve o yıldan beri bazen aylarca onu görmez, bazı dönemlerde de yine dönemsel olarak eskisi gibi eve gelip, benle uyuyorsa hep tercih ettiği alışkanlığını sürdürürerek yastığımda, başımın çevresini sararak günlerce üst üste benle uyuduğunu gözlemlerim. Tam 6 yıl onu gözlemlemiş olduktan sonra bir tercih fark ettim onda. Havalar sıcaklamaya başlayınca gelip, her gece benle uyumaya başlamıştı. Ve tespiti buldum: Kışın çekirdek tayfanın kedileri ve dahi ekstra misafir kediler de dahil, özellikle geceleri sokaktan eve konaklamaya çok kedi gelir, saflar sıklaşır ve evdeki kedi nüfusu kalabalıklaşır. Yazları sıcak havalarda ise kediler sokakların en serin noktalarına dağılırlar, ev içerisinin sıcak konforuna çok ihtiyaç duymazlar ve evdeki kedi nüfusu tenhalaşır. Ve dahi kalabalık, sosyal kedi ortamını sevmeyen Diego'nun havalar ısındığında arkadaşı Bora'nın evinin tenhalaştığına dair ve diğer kedilerle alan kavgası yapmadan, huzurluca arkadaşı Bora'nın kafasına yaslanıp uyuyabileceğine dair bir bilgisi, bir hafızası vardır yıllardır. Kışları üst sokakta uyuyan ve yaşayan Diego, havalar sıcaklayınca yazlık evine geçer. Onun böyle yıllara yayılı, uzun süreli, komplike koşullara dair bir hafızasının olduğunu fark etmemi, bu satırları keşfeden insanların da insan dışı türlere dair bir yabancılaşmayı aşma anı daha yaşamasını umarak not düşmek üstedim.. Sokakta gördüğünüz her bir insan değil sadece; her bir kedi, her bir köpek, her bir kuş, her bir salyangozun hafızaları, sosyal ortamları, keyifli anları, korkulu anları, oynadığı oyunları var. Yaşama yabancılaşmayı aştığınızda, yakından baktığınızda, birileri ile yavaşça uzun vakit geçirdiğinizde neler neler göreceksiniz..



***

Konu dışı olarak, merak edene Diego'nun kim olduğuna dair daha detaylı hikayeyi de şöyle anlatayım:

Mayıs 2020'de sokağımda yaşayan, evime uğrayan ama elime gelmeyen "Misafir" adlı bir kedinin hamile olduğunu fark etmiştim. Sokaktan içeri kedilerin girebildiği bir müstakil evde yaşadığım için bu hamile kedinin karnının iyice büyüdüğü son günlerde yaşadığım eve sık sık gelmeye ve doğurmak için doğru bir yer aramaya başladığını fark etmiştim. Ona konforlu, korunaklı bir yer hazırladım. Bir çamaşır sepetini yan yatırmıştım. O günlerde hamile Misafir bir gün yine kuru mamasını merdivenlerimde yiyorken yavaşça kollarının altından tutup kaldırdım ve buna izin vermesine şaşırarak ona doğurabileceği yeri gösterdim. Ne mutlu ki, birkaç gün içinde, 3 Haziran 2020'de bir gece eve döndüğümde gösterdiğim yerde 4 bebeği ile yatıyordu. 

Bebekler 15 günlükken, anneleri bir trafik kazası sonucu hayatını kaybetti ve markete giderken annelerini fark ettikten sonra hemen eve dönüp, yüzüme bakarak miyavlayan 15 günlük bebek kediler beni korkunç bir hüzne ve telaşa sürükledi. Ve hemen bebek kedilere nasıl bakım vereceğimi öğrenip, işe başladım. Bu yazıyı bebek kedilere nasıl bakım verilir yazısına dönüştürmemek için bu kısmı uzatmayacağım ama 45 günlük olup da kendileri tuvaletini yapmayı ve kendileri kuru mama yiyebilmeyi öğrenene kadar uykusu delik geceler biraz zordu. 

Yaklaşık iki aylık olduklarında artık isimlerini bulmuştum ve onlar için yuva aramaya başlamıştım. İlkinin ismini onları götürdüğüm Alfa Veteriner'deki Meltem Hanım bulmuştu: "Bu aralar her kedi, bir tane de pudra doğuruyor" demişti açık kahverengi - gri - beyaz renkli tüyleri olan bebek için. Düşünmüştüm ki evet o tam bir "Pudra"ydı. Ardından kardeşlerin isimlerini benzer olmasını düşündüm. Pudra'nın bir diğer kardeşinin ismi "Pedro" oldu. Geriye iki sarman kalmıştı. Onlardan daha irice olanını ismi aslana göndermeyle "Leo" olabilirdi ve diğer daha küçük cüsseli olan sarmanın ismi de Buz Devri filmindeki kaplana göndermeyle "Diego" olabilirdi.

Leo ve Pudra harika bir eve gittiler ve günümüzde hâlen onların esenliğine dair güncel fotoğrafları takip etme şansım oluyor, bakan kişisi ile arkadaşız. 

Pedro, maalesef 2021'de başka bir sokakta kaçıp, kayboldu. Hakkında bilgim yok ama besleme yapılan yerlerin birinde kendine yeni bir yaşam alanı bulmuş olma olasılığını yüksek görüyorum..

Ve işte bu 4 kardeşten günümüzde benle yaşayan tek kişi: Diego.

[1] Belgesel önerisi: "My Octopus Teacher", 2020, Güney Afrika.




2026

18 Nisan 2026 Cumartesi

Spinoza'da Aşk ve Tutkuya Dair (Sorular: Bora Şahinkara, Araştırma Metinleri: Yapay Zeka)


(Görsel: Yapay Zeka, Prompt: BŞ)

Aşka, mutluluğa, tutkuya dair hepimiz düşünmüşüzdür. Fakat Spinozacı fikir dünyası ile ilk kez karşılaşacak olanların aşağıdaki metni okuduğunda öncelikle akıllarına düşündürücü bir çengel veya çengeller takılmasını ve  önce bi' düşüncelere dalmasını isterim. Veya bir metro yolculuğunda veya tuvalette, hayatımızda sağlıklı bir oranda mevcut olmasına ihtiyacımız olan o derin, yavaş, güzel yalnızlık anlarında arada bir düşüncelere, hayallere dalmak... Sonrasında da belki Spinoza'ya ilgi duyarsınız. İlgi duyarsanız bence Etika'dan başlamayın. Çetin Balanuye'nin "Spinoza'nın Sevinci Nereden Geliyor?" kitabı bence çok iyi bir başlangıç olabilir. Ve Spinoza hakkında sonra başka önemli kitaplara, yazılara doğru yol alacakken, Spinoza hakkında iyi podcast'ler, söyleşi kayıtlarından da faydalanmak; Spinozacı fikir dünyasının detaylarını her seferinde biraz daha iyi oturtmaya yardımcı olabilecek önemli yollardan bazıları olduğunu hatırlatmak isterim. Hele şehrinizde Spinoza üzerine etkinlik, yüz yüze konusunu açabileceğiniz birkaç arkadaşınız da olursa değmesinler keyfinize zaten.

*

Bora: Spinoza'ya göre özgür irade yoksa, sevinçli karşılaşma 'tercih'lerini nasıl yaparız?
 

Yapay Zeka: 

Spinoza’ya göre bunu “özgürce seçmek” anlamında yapmayız; daha çok nedenleri anlayarak daha elverişli biçimde yönleniriz.

Temel ayrım şu:

1. Spinoza’da mutlak anlamda özgür irade yoktur.
İnsan, “istersem bunu istersem şunu seçerim” diye tamamen bağımsız bir irade merkezi değildir. Düşüncelerimiz, arzularımız, korkularımız, alışkanlıklarımız ve karşılaşmalarımız hep nedenler zinciri içinde oluşur.

2. Ama bu, pasif kukla olduğumuz anlamına gelmez.
Spinoza’nın derdi “ya tam özgürüz ya da tamamen çaresiziz” ikilemi değildir. Ona göre asıl mesele şu:
Bir şeyi neden yaptığını anlamadan mı yaşıyorsun,
yoksa seni etkileyen nedenleri giderek daha açık biçimde kavrayarak mı yaşıyorsun?

3. “Sevinçli karşılaşma” tercihi, özgür iradenin değil, aklın güçlenmesinin sonucudur.
Bir karşılaşma seni daha canlı, daha güçlü, daha üretken, daha berrak hale getiriyorsa bu Spinoza açısından “iyi”dir.
Seni daraltıyor, dağıtıyor, kederlendiriyor, kudretini azaltıyorsa “kötü”dür.

Bunu seçme biçimin şudur:
Deneyimlersin → etkilerini fark edersin → nedenlerini anlarsın → benzer olanlara yönelmeye, ters olanlardan uzak durmaya başlarsın.

Yani burada “tercih”, boşlukta verilen metafizik bir karar değil;
varlığını artıran şeyleri tanıma ve onlara daha zorunlu biçimde yönelme halidir.

4. Spinoza’da özgürlük = nedensizlik değil, anlama.
Onun özgürlük anlayışı modern günlük anlamdaki “canım ne isterse yaparım” değildir.
Daha çok şu anlama gelir:

  • tutkular tarafından oradan oraya savrulmamak,

  • neyin seni büyüttüğünü bilmek,

  • duygularının nedenlerini kavramak,

  • aklın rehberliğinde daha uygun ilişkiler kurmak.

Bu yüzden sevinçli karşılaşmaları “özgür iradeyle seçmeyiz”;
kendimizi ve etkilenme tarzımızı daha iyi bildikçe onlara doğal olarak daha çok yöneliriz.

Bir formülle söylersek:

Özgür irade yok
ama
daha az edilgen, daha çok etkin yaşama imkânı var.

Spinoza için olgunlaşma tam da budur:
“İstediğimi seçen bağımsız ben” olmak değil,
beni gerçekten güçlendiren şeyleri anlayan bir varlık haline gelmek.

İstersen bunu bir sonraki adımda çok somut bir örnekle de açayım: aşk, dostluk, müzik üretimi ya da toksik ilişki üzerinden.

*

Bora:

1- Evet, şu 4 konu üzerinden; Aşk, dostluk, müzik üretimi ve toksik ilişki üzerinden birer somut örnekle açmanı isterim.

 2- Spinozacı bir bakış açısıyla yaşayan biri 'tutkular tarafından oradan oraya savrulmuyor' ise, tutkusuz, dopaminsiz,'yüksek heyecan' anları olmadan mı yaşıyor? Yani Türkçe argosundaki tabir ile 'ot gibi' mi yaşıyor?

Yapay Zeka:

  1. Dört somut örnek

Spinoza açısından ana ölçü şu:
Bir karşılaşma senin etkinlik gücünü artırıyorsa sevinçlidir; azaltıyorsa kederlidir.
Bu yüzden mesele “bunu istedim / bunu istemedim” değil, “bu ilişki ve karşılaşma bende ne yaptı?” sorusudur.

Aşk
Birine âşık oldun diyelim. Onunla karşılaşınca zihnin açılıyor, üretkenliğin artıyor, bedenin rahatlıyor, dünyayı daha geniş duyumsuyorsun. Bu, Spinoza açısından sevinçli bir karşılaşma olabilir. Ama aynı aşk, o kişi mesaj atmadığında seni felç ediyor, bütün gününü kuşku, kıskançlık, takıntı ve aşağılanma korkusu kaplıyorsa, artık o karşılaşma kudret artırmaktan çok seni edilgin hale getiriyordur.
Spinozacı kişi burada “Ben onu özgürce seçiyorum” demez. Şunu der:
“Bu ilişki bende hangi etkileri üretiyor? Beni daha gerçek, daha güçlü, daha açık biri mi yapıyor; yoksa bağımlı, korkulu, daralmış biri mi?”
Buna göre ilişkiye kör tutkuyla değil, etkilerini anlayarak yön verir.

Dostluk
Bir dostla görüşüyorsun; sohbetten sonra zihnin toparlanıyor, düşüncelerin keskinleşiyor, kendini daha sahici hissediyorsun. O kişi senin varoluş kudretini artırıyor. Spinoza için iyi dostluk budur.
Buna karşılık bazı arkadaşlıklar vardır: Her buluşma sonrası içinden enerji çekilmiş gibi olursun; sürekli küçük düşürülürsün, kıyaslanırsın, gerginleşirsin. Buna rağmen alışkanlık yüzünden sürdürürsün. Spinozacı bakış burada “sadakat adına katlanmak” yerine, bu ilişkinin fiilî etkisine bakar. Dostluk, adı dostluk diye iyi değildir; seni büyütüyorsa iyidir.

Müzik üretimi
Bir beste yaparken bazen çok güçlü bir akış yakalarsın. Zihnin, kulağın, bedenin, tekniğin sanki aynı yöne çalışır. Bu, Spinoza’ya göre edilgin bir sarhoşluk değil, yüksek bir etkinlik hali olabilir. Çünkü orada gücün artıyordur.
Ama başka zaman da vardır: Sürekli başkalarına benzeme baskısı, beğenilmeme korkusu, algoritma kaygısı, kıyas ve onay ihtiyacı yüzünden üretirsin. Dışarıdan yine “müzik yapıyorsun” görünürsün ama içerideki neden kederlidir. Üretim seni genişletmiyor, sıkıştırıyordur.
Spinozacı ölçü şu olur: “Bu müzik pratiği bende açıklık, kuvvet, düzen, yoğunluk ve sahicilik mi doğuruyor; yoksa sadece bağımlı bir hırs mı üretiyor?”

Toksik ilişki
En tipik örnek burada çıkar. Biri seni çok yoğun heyecanlandırır: aşırı tutku, belirsizlik, kıskançlık, özlem, korku, kopuş, geri dönüş… Dışarıdan bakınca “çok büyük aşk” gibi görünür. Ama sen gittikçe daha bağımlı, daha dağınık, daha korkulu, daha takıntılı hale gelirsin.
Spinoza burada çok net olurdu: Yoğunluk ile iyilik aynı şey değildir.
Bir şey çok şiddetli yaşanıyor diye seni güçlendiriyor sayılmaz. Hatta çoğu zaman tam tersi olur: seni kendi merkezinden koparır, edilginleştirir.
Bu yüzden toksik ilişki, “çok hissettirdiği” için değerli değildir. Seni güçsüzleştiriyorsa, Spinoza açısından kötü karşılaşmadır.

  1. “Tutkular tarafından savrulmamak” = “ot gibi yaşamak” mı?

Hayır. Tam tersine, Spinoza’da bu daha canlı, daha yoğun, ama daha berrak bir yaşamdır.

Burada çok önemli bir ayrım var:

Spinoza tutkulara karşı değil; tutkuların seni körce yönetmesine karşı.

Yani mesele şu değil:
“Heyecan duymayacaksın, coşmayacaksın, arzu etmeyeceksin, yükselmeyeceksin.”
Mesele şu:
“Bunlar seni esir mi alıyor, yoksa sen bunların nedenlerini anlayıp daha etkin bir yaşama mı dönüştürüyorsun?”

Türkçe argodaki anlamıyla “ot gibi yaşamak”, sönük, cansız, düşük yoğunluklu, isteksiz yaşamaktır.
Spinoza ise tam tersini ister: conatus, yani varlığın kendini sürdürme ve artırma çabası. Bu oldukça dinamik bir fikirdir. İnsan yaşamak, düşünmek, bağ kurmak, üretmek, sevinmek ister. Sorun yoğunluk değil; yoğunluğun seni edilgin kılmasıdır.

Şöyle ayırabiliriz:

Edilgin yüksek heyecan:
Takıntı, kıskançlık, panik, bağımlılık, kontrol edemediğin coşma-çökme döngüsü.
Bu çok “canlı” hissettirebilir ama aslında seni sürüklüyordur.

Etkin yoğunluk:
Derin sevinç, yaratıcı coşku, sağlam aşk, dostlukta açıklık, üretimde akış, düşüncede berraklık.
Bu da çok yoğun olabilir, hatta bazen daha da yoğun olur; ama seni dağıtmaz, toplar.

Spinoza’nın istediği ikinci türdür.

Bir benzetmeyle:
Bir insanın çok sarhoş olup bağırması da yoğun bir haldir.
Bir müzisyenin sahnede çok derin bir konsantrasyon ve coşkuyla çalması da yoğun bir haldir.
İkisi aynı yoğunluk değildir. İlki savrulmadır, ikincisi etkinliktir.


28 Şubat 2026 Cumartesi

Reddish and Veggish - Şubat 2026

Tyke Vegan Kafe'de tatlılarını deneyimleme fırsatı bulabileceğiniz vegan tatlıcı Melissa Gündüz'ün, Şubat 2026'da Tyke Kafe'de sunulmuş olan tatlıları Cedric Grolet (Kahve Çekirdeği), Balkabaklı Baharatlı Kremalı Kek ve Brownie Bite idi.

İzmir içinde her türlü özel gün vegan pastası için de sipariş verebileceğiniz ve İzmirli veganlar arasında muhteşem pastalarının namı hızla yayılmayı sürdüren Melissa ile Instagram'daki Reddish and Veggish sayfasından iletişim kurup, sipariş verebilirsiniz. Pastalarının lezzetinin ne kadar emin ellerde olacağının kanıtını ise Tyke Kafe'ye gidip bir Melissa yapımı tatlı yiyerek bulduğunuza kolayca ikna olacaksınızdır.

Vegan Cedric Grolet (Kahve Çekirdeği)

Cedric Grolet isimli aşçının icadı olan bu tatlıların özelliği içi neyli ise dışının görüntüsünün de o şekilde tasarlanmış olması. Örneğin içinden portakallı krema çıkan bir Cedric Grolet'nin dışı da yuvarlak bir portakaldan zor ayırt edilecek şekilde tasarlanıyor.

İşte bu Cedric Grolet tatlılarından 'kahve çekirdeği' adlı olanını veganize ettğinde, yapay zeka ve Google araştırmalarımıza göre başka veganını hiç bulamadığımıza dayanarak 11 Aralık 2025'te ilk vegan Cedric Grolet tatlısını, İzmir - Türkiye'den Melissa Gündüz'ün yaptığını tahmin ediyoruz.

(Fotoğraf: Tyke Kafe, Alsancak, İzmir)

'Magnum dondurmasının içi (el yapımı, vegan) kedi dilli tatlı versiyonu' gibi tadını tarif ederek sunduğum bu dev vegan kahve çekirdeği tatlısı Şubat 2026 boyunca da Tyke Kafe'deydi.

Balkabaklı Baharatlı Kremalı Kek
(Pumpkin Spice Creamy Vegan Cake)

Melissa Gündüz yapımı bu inanılmaz lezzetli balkabağı kremalı kek, yine Şubat 2026'da Tyke Kafe'de deneyimlenenler arasındaydı.

(Fotoğraf: Bora Şahinkara, Tyke Kafe)

Brownie Bite

Adını Brownie Isırığı diye Türkçe'ye çevirmeyi deneyebileceğim Melissa Gündüz yapımı Vegan Brownie Bite'lar, 27 Şubat 2026 Cuma günü ilk kez Tyke Kafe'de boy göstermeye başladı. Küçük boylu bu brownie'ler yazının yazıldığı bugün Tyke Kafe'de hâlâ mevcut. Alsancak'ta dolaştığınız bir Cumartesi-Pazar'ınıza tat katabilir. Veya bitişine denk gelip, meraklanırsanız Tyke Kafe'nin hesabına da "Brownie bite'ı isteriz, cedric grolet'yi merak ediyorum, balkabaklı baharatlı kremalı keki bir vegan olarak çayla kitabımı okurken deneyimlemeyi çok arzulamaktayım. Ama bitmiş. Bi' daha, bi' daha, bi' daha" derseniz belki kaçırdığınız Melissa tatlıları Tyke Kafe'de alkışlar içinde sahneye geri dönebilir.

(Fotoğraf: Bora Şahinkara, Tyke Kafe)

Şu an visnelisi ve yer fıstıklısı Tyke Vegan Kafe'de bulunmakta olan brownie bite, 100 TL.


28.02.2026



23 Ocak 2026 Cuma

Ahura

(2015 yılından bir yazı)

***


AHURA

Geçtiğimiz haftalarda bir gün, bir arkadaşımla Ahura Ritm Topluluğu ve oradaki def öğrenciliğimle ilgili konuşurken gün boyunca ara ara konuyu açıp Ahura veya Sami Hoca hakkında keyifle ve heyecanla birçok söz söylediğimi farkettik ikimiz de ve arkadaşım "Sanki aşık olduğun birinden bahseder gibi durup durup Sami Hoca'dan bahsediyorsun!" diye kıskanıyormuş gibi espri yapınca, bu espri bana o an ilham verdi ve ben de sevdiğim o arkadaşımla temel fikir ayrılığımız olan onun hiççi/umutsuz ruh hali ve düşünsel sorgulamalarına şakayla karışık eleştirili bir cevap verip: "Ama biliyor musun, sende olmayan ve Sami Hosseini'de olan bir şey var!" demiştim.

2013 yılında İran'dan Türkiye'ye belki de tek başına gelmiş, bir yandan burada Ege Üniversitesi'nde, konservatuarda öğrencilik yaparken; bir yandan da Mezopotamya Kültür Merkezi ve İzmir Müzisyenler Derneği ile beraber def kursu vermeye başlayan, bu kurstan Ahura Ritm Topluluğu'nu ortaya çıkaran, bu grubun eylemlerde, muhalif etkinliklerde, yani Sami Hosseini'nin bizzat kendi deyişiyle "Biz nerede iyi bir şey yapan insan görsek, onun yanındayız" duruşuyla büyük etkili bir enerji, daha iyi bir dünya düşleyenlerin lügatlarına taze bir yenilik ve dayanışma gücü kattığı; bu grubun kapalı alanda karşılaştığım ilk konserini stand'ımı bırakıp bırakıp, seyircilerin arasına koşup ayakta hipnotize olmuş gibi izlediğim ve benim için çok büyüleyici olan müzikal estetik yakaladığı; bu grubun bir felsefesi olan çeşitli gençlik kampları organizasyonlarında sık sık çağırılmaya başlandığı ve severek ritm atölyeleri vermeye gittiği; bu üretken insanda ve özdisipliniyle yarattığı üretken çekim noktasında bir araya gelen güzel insanların oluşturduğu bu grupta o arkadaşımda olmayan bir şey vardı elbette. Zihinlere eziyet uzunlukta cümlemle muhtemelen bir önceki paragrafımın sonunu unutturduğum için hatırlatayım: Yani umutsuzluktan değil umuttan yana olan bir şey var. Tüketkenlikten değil; üretkenliğin sihirinden yana olan bir şey.

Bakış açısının merkezine üretmek eylemini koyan ve yanlış giden bir şeyler varsa bunların değişmesinden yana, yani daha iyi bir dünya fikrinden yana olan bir insan, bu üretimleri ve duruşu kolektivitiye de yayabiliyorsa onun toprağa attığı tohumların hızla büyüyen devasa bir ağaç olmasının önüne kolay kolay kimse geçemez. Hemen örnekleyebilirim: Sami Hoca'nın, bir sonraki sezon vermeye devam ettiği kurslara katılan onlarca yeni def öğrencisinin o sezonun Mart ayında 60 kişi olarak sahneye çıkıp, 1000 kişi karşısında parça çalmasını* gösterebilirim. Böyle bir sahne deneyimi yaşayan def öğrencilerinin büyük çoğunluğu müziğe devam edecek olmasını; belki Ahura ile veya belki başka kulvarlarda, sevdiği bir alanda üretmeye ve sanata kanalize olmuş, onlarca insanı örnekleyebilirim. Bu insanların her birinin kendi hayatlarında açılmış bir müzik kulvarı, belki bazılarının da ileride başlayacak eğitmenlik serüvenini, bir yandan Ahura grubunun ana kadrosunun sürekli üretmesini, her zaman yeni öğrencilerin de kendini geliştirmesini desteklemesini, üretimlerinin yenilenmesini; sadece kadınların oluşturduğu bir Kadın Ahura (/Ahura Jin) grubunun ortaya çıkmasını, onlarca başka sanatçı ile beraber üretimleri, etkileşimleri; sürekli yeni müzisyenlerin yetişmesini örnekleyebilirim..

sevdiği bir işi samimiyetle ve özdisiplinle üreten, iyi ve doğrudan yana duran, üretimini kolektifleştiren bir tohum şu an bile kocaman bir ağaç oldu. Daha da hızla sürekli büyüyen, neredeyse en tepesine tırmanıldığında bulutların yukarısına kadar ulaştıracak büyüklükte ve rengarenk yaprakları olan dünyalar güzeli bir ağaca dönüşmeye devam etmekte. Hızla dallanmakta, sürekli meyveler vermekte.. Üretim odaklı bir aşkın sonsuzluğu veya haklı bir isyanın yayılışı gibi sihirli ama gerçek.

Bora ŞAHİNKARA
25.05.2015

*= Ahura'nın 20 Mart 2015'teki Newroz konserinde, ilk parçada o sezon def öğrenmeye başlamış olan öğrencilerle birlikte yaklaşık 60 kişilik bir def grubu olarak "Diriliş" isimli Sami Hosseini bestesi icra edildi.
Fotoğraf: Mehmet Ali Ersözlü, 20 Mart 2015


21 Ocak 2026 Çarşamba

Yerli ve Yabancı Diziler Hakkında Röportaj

Sorular: Melissa G.
Cevaplar: Bora Ş.
13 Aralık 2025
(Melissa'nın okuldaki dersi için yaptığı küçük bir röportaj. Röportajda sorduğu soruların yazılı cevapladığım versiyonu.)

***

M: En sevdiğiniz yabancı diziler ne? Ne sıklıkla bu dizileri izliyorsunuz? 

B:
1. Six Feet Under
2. Breaking Bad
3. Better Call Saul
4. Outlander
5. Orange is the New Black

Müsaadenizle öncelikle şu espriyi yapmak istiyorum: Pazartesi akşamları sol dizimi, her Cuma sağ dizimi izliyorum. Arada bir Melissa'nın dizini izliyorum, o da yabancı dizi oluyor. Ortalama haftada iki gün izleyerek hepsinin tüm sezonlarını bitirdim.

M: İzlediğiniz dizilerdeki karakterlerden sizi en çok etkileyenler kimler? Sebebini açıklar mısınız? 

B: Breaking Bad'deki Gustavo Fring karakteri beni en çok etkileyen karakter olabilir. Analitik düşünmenin, soğuk kanlılığın en üst seviye örneği. Özdeşlik kurduğum karakterler ilgimi çekse de en özdeşlik kurduğum karakterin bile olumlu ve olumsuz yanları olduğunu bilir; ilham aldığım noktaların keyfini çıkarırım, hiçbir karakterin fanatiği olmak anlamında etkilenmem. Gustavo Fring'in ekrana çıktığı sahneleri ayrı bir zevkle izlemeye başlardım. Bir başka muhteşem bulduğum ve izlemekten haz aldığım karakter de yine Breaking Bad'den Mike Ehrmantraut. Gustavo Fring'i Giancarlo Esposito canladırır, Mike Ehrmantraut'u ise Jonathan Banks.



M: Yabancı dizileri izlemeyi tercih etmenizin sebebi nedir?

B: Dizi veya film izlerken mutlaka yapıldığı ülkeye, hangi coğrafyanın kültüründen etkilenen sanat eseri olduğuna bakıyorum ama seçerken pek buna bakarak seçmiyorum. Yabancı veya yerli dizi izlemeye daha fazla ağırlık verdiğim söylenemez. Konusu, olası kalitesi, derinliği ve eseri meydana getiren kişiler gibi özelliklerine göre ilgimi çeken yerli veya yabancı herhangi bir eseri izlemeye başlayabilirim.



M: Türk dizilerini izler misiniz?

B: Yabancı dizi izlediğim gibi, iyi olduğunu düşündüğüm yerli dizileri de izleyebilirim. Ve izledim de.

M: İzlediğiniz Türk dizileri içinde sizi en çok etkileyen hangisi veya hangileri?

B: "Bir Demet Tiyatro" ve "Leyla ile Mecnun". 



M: Sizce Türk dizilerinin Ortadoğu ülkelerinde çok izlenmelerinin ve popüler olmalarının sebepleri nelerdir?

B: Belki, Ortadoğu ülkelerinin her birinin kendi pop kültüründe yaygın olarak batı hayranlığı ve merakı söz konusu olabilir ve batılı ve şehirli modern kültürün taklidini yaparken biraz da kendi ülkesinin kültürüne benzeyen tam kıvamında bir pop eser füzyonunu Türkiye'nin ana akım dizi prodüksiyonlarında buluyor ve deneyimliyor olabilirler. Ortadoğu'da Türkiye yapımı ana akım dizilerin tutmasının tılsımı bu olabilir.

M: Yabancı diziler ile Türk dizilerini karşılaştırırsanız aralarındaki en önemli farklar nelerdir?

B: Türkiye'de tutkuyla sanat yapmak isteyenler dizi çekmiyor, dizi çekenlerin de derdi tutkuyla sanat yapmak değil. Paranın merkeze konduğu toplumlarda genel olarak bu böyle olacaktır, dünyanın başka ülkelerinde fakat; ekonomik refah düzeyi Türkiye'den biraz daha fazla iyi durumda olan ve sanat tarihinde sistematik bir kültür yerleşikliği olan coğrafyalarda 'dizi' dediğimiz forma da, büyük maddiyatlı prodüksiyonlar olsa ve bu durumun 'piyasa'ya bir takım bağlayıcılıkları olmasına rağmen tutkulu bir sanatçı olarak yaklaşan kişi ve ekipler ortaya çıkıp, 'dizi' formunda ve hatta yüksek prodüksiyonlu diziler cangılında 'piyasa kuralları' olgusuna rağmen felsefi derinliği ve estetiği üst seviyelere çıkarma başarısı gösteren örnekler ortaya çıkabiliyor.


8 Ocak 2026 Perşembe

[Dilekçe] - Çağdışı Bir Şekilde ve Acımasızca Köpekleri “Dövüş Ligi” Düzenleyerek Dövüştüren Yasadışı Ağın Çökertilmesini Talep Ediyoruz!

 6 Ocak 2026'da Gönderilen Dilekçe Metni:

"Tarih: 04.01.2026

Sayın Yetkili,

Köpek dövüşlerinin yasa dışı ve toplumun genel ahlaki değerlerine aykırı olduğu genel bir kabul görmektedir. Ancak maalesef bu durum, bazı bireylerin bu kanunsuz faaliyetlere devam etmelerini engellememektedir. Bu konuda en belirgin örneklerden biri, çeşitli kanıtlarla liderkangal.com isimli bir dövüş organizasyonu sitesinin sahibi olduğu belirtilen Erol Metin'dir.

Erol Metin, köpek dövüştürme faaliyetlerini sürdürmek ve bu faaliyetlerden maddi kazanç elde etmekle suçlanmaktadır. Metin'in dövüştürdüğü köpeklerden örnek olarak Tommy, Deprem ve Vurgun verilebilir. Bu köpeklerin dövüş videoları ve Metin'in bu dövüşlere katıldığını veya bu dövüşleri organize ettiğini belirten paylaşımlar, Metin'in suç teşkil eden faaliyetlerine dair önemli kanıtlar oluşturmaktadır.

Bu dilekçe aracılığıyla, Erol Metin'in köpek dövüşlerine katıldığına veya bu dövüşleri organize ettiğine dair kanıtların yetkili merciler tarafından incelenmesi ve Metin'in gerekli hukuki sorumluluklarına tabi tutulması talep edilmektedir. Köpek dövüşleri, hayvan haklarını ihlal eden ve toplumun genel ahlaki değerlerine zarar veren bir uygulama olup, bu türden faaliyetlere karşı hukuki mücadelede bulunmak önem arz etmektedir.

Bu dilekçenin dikkate alınarak, Erol Metin'in köpek dövüşlerine dair hukuki sorumluluklarının araştırılması ve gereken hukuki işlemlerin başlatılması talep edilmektedir.

Saygılarımla,


Erol Metin'in liderkangal.com isimli dövüş organizasyonu sitesinin sahibi olduğunun kanıtları :
https://youtu.be/XAheY7epEo4?t=4822
(videonun 1. saatinin 20. dakikasının 20. saniyesinde başlıyor)

bahsettiği liderkangal isimli site
https://liderkangal.com/

bahsettiği grup
https://www.facebook.com/groups/364584461269040

-örnek turnuva ilanı
https://www.instagram.com/p/DOGZRutDifS/

-kendisinin yaptığı örnek bir dövüş anonsu
https://vkvideo.ru/video631215020_456239078

-örnek bir liderkangal anonsu
https://vkvideo.ru/video555860468_456239017

erol metin'in dövüştürdüğü bir köpek TOMMY
1-köpeğin instagram videosu
https://www.instagram.com/p/CjAVgo8DrGC/

2- erolun Köpeği tanıttığı bir video 17.dakika 30. saniyede başlıyor.
https://youtu.be/9pvjr_ZrCsM?t=1051

güzellik yarışması dediği köpek dövüşünün sansürlü halidir.Dövüş turnuvalarında finalde olduğunu söylüyor.Yaptığı görevler farklıdır derken de dövüşü kastediyor.

Köpeği tanıttığı diğer video

https://youtu.be/SFChqhjZZ3I?t=1008

16. dakika 49. saniyede başlıyor

Köpeğin dövüştüğü video

https://vkvideo.ru/video750837288_456239488

videonun hemen girişinde ŞAMPİYON TOMMY olarak anons ediliyor.
Dövüş videosunun 5. dakikasın 20. saniyesinde Erola sesleniliyor
6. dakikanın tam 13. saniyesinde sağdaki kayıt alan kişi erol metindir.

Erol Metin'in Deprem isimli köpeğinin dövüş delili

instagram paylaşımı
https://www.instagram.com/p/ClW62N_jkaF/

-Köpeği tanıttığı youtube videosu
(20. dakika 43. saniyede başlıyor)

https://youtu.be/SFChqhjZZ3I?t=1243

Erolun çektiği ve videonun başında köpeğin ismini anons ettiği dövüş videosu

https://vkvideo.ru/video697936958_456239161

videonun 9.dakika 54. saniyesinde köpekler çamurun içinde boğuşurken "iyi maç oluyor iyi maç güzel" diyor..

Erol Metin'in vurgun isimli köpeğinin dövüş videoları
Köpeği tanıttığı video
(8.dakika 53. saniyede başlıyor)

https://youtu.be/9pvjr_ZrCsM?t=534

-tiktok liderkangal isimli hesaptan yaptıgı paylaşım

https://www.tiktok.com/@liderkangal_net/video/7194175873895959814?lang=tr-TR

- köpeğin dövüş videosu

https://vkvideo.ru/video543128764_456239056

- diğer dövüş videosu

https://vkvideo.ru/video538587525_456239064

ek olarak :
https://youtu.be/SFChqhjZZ3I?t=520
(8. dakikanın 43. saniyesinde Çin'e gönderdiklerini söylüyor.)
(34. dakikanın 35. saniyesinde de yabani kuşların olduğunu söylüyor)
Videonun 1. kısmında söylediği gibi Köpekler Çin'e dövüşmeye gönderiliyor.
2. kısmında yabani kuşlarının olduğunu söylüyor. Muhtemelen yırtıcı kuşları yakalayıp satıyorlar

Bir diğer köpek "Aloş" hakkında Erol Metin'in instagram paylaşımları:
1-https://www.instagram.com/kesto_eroll/p/DIF5HasKSCa/

2-https://www.instagram.com/p/DQ0tw2MCGcV/

3-https://www.instagram.com/p/DJCpeMLp-Qr/

Youtube videosunun linki :
(dakika 25:35 geçmekte)
https://youtu.be/kpN2XX_RgJw?t=1534

Youtube videosunun açıklama kısmında, köpeğin dövüş videolarının linkleri mevcut
örnek
https://disk.yandex.com.tr/i/hDMaWB4OTF09AA "

***

Gelen Yanıt (6 Ocak 2026)

AsayisD.B.PolisMerkezleriSb.Md. 'den (asayispolismerkezleri) asayispolismerkezleri@egm.gov.tr

Kurumsal e-Posta servisine göndermiş olduğunuz  e-mail içerikleri  incelenmiş olup, ihbara ilişkin gerekli çalışmalara başlanılmıştır.

                Bilgilerinize sunulur."

6 Ocak 2026 Salı

[Dilekçe] - Demetevler Metrosu'ndaki Canilik: Matmazel İçin Adalet! (Ankara)

 5 Ocak 2026'da Gönderilen Dilekçe Metni:

"Tarih: 04.01.2026


Sayın Yetkili,

Ankara, Demetevler Metrosu'nda yaşanan ve tüm kamuoyunu derinden yaralayan, 15 yaşındaki Matmazel isimli köpeğin güvenlik görevlileri tarafından dövülerek öldürülmesi olayını size sunuyorum. Bu olay, hayvan haklarına yönelik ciddi bir ihlal olup, ilgili kişiler hakkında yasal işlem başlatılmasını talep ediyorum.

Hayvan Hakları Yasası'na göre, hayvanlara karşı işlenen bu tür suçlar yasalara aykırıdır ve cezayı gerektirir. Ancak ne yazık ki, benzer olayların sıklıkla yaşandığı ve adaletin her zaman sağlanmadığı bir gerçekliğin farkındayız. Bu nedenle, Matmazel'in ölümüne neden olan kişilerin yasalar çerçevesinde cezalandırılmasını ve benzer olayların önlenmesi için gerekli düzenlemelerin yapılmasını talep ediyorum.

Bu olay, hayvan haklarına yönelik bilincin artırılması ve bu konuda daha etkin yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini göstermektedir. Matmazel'in ölümü, hayvanları koruma altına almayı gerektiren toplumsal bir sorumluluğu hatırlatmaktadır.

Bu nedenle, bu dilekçe ile Matmazel'e yapılan vahşetin faillerinin cezalandırılmasını ve benzer olayların tekrar yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınmasını talep ediyorum.

Saygılarımla,"

***

Gelen Yanıt (5 Ocak 2026)

Ankara Büyükşehir Belediyesi Özel Kalem'den:


"Ankara Demetevler Metro İstasyonu’nda bir köpeğin, belediye görevlileri tarafından darp edildiği yönündeki iddialar üzerine Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından derhal inceleme ve soruşturma süreci başlatılmıştır.

Olayla ilgili ilk ihbar, 03.01.2026 tarihinde 153 Çağrı Merkezimize ulaşmış; EGO Genel Müdürlüğü tarafından teftiş süreci başlatılmıştır.

Bu kapsamda:
* İddiaya konu alanlardaki kamera kayıtları saniye saniye incelenmiş, gerekli tüm görüntüler depolanmıştır.
* Hayvanseverler tarafından köpeğin götürüldüğü veteriner hekimle iletişime geçilmiştir ve konu hakkında detaylı bilgi alınmıştır.
Kamuoyunda hiçbir soru işaretine yer bırakmamak adına süreç burada bırakılmamıştır. Hayvanseverlerle yeniden iletişime geçilmiş; 15 yaşındaki “Matmazel” isimli köpeğin, gömüldüğü yerden alınarak, bağımsız ve uzman bir kurum tarafından tekrar ve kapsamlı şekilde incelemek istediğimiz söylenmiştir. Ankara Barosu yetkilileri de sürece dahil olmak adına köpeği gömüldüğü yerden alarak; köpeğin darp edilip edilmediğinin tespiti amacıyla Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’ne götürmüştür. Buradaki yetkililer tarafından sürecin yaklaşık 15 gün sürebileceği bilgisi baro avukatlarına verilmiştir. Ankara Büyükşehir Belediyesi olarak bu sürenin kısaltılması ve incelemeye öncelik verilmesi resmi olarak talep edilmiştir.
Ayrıca köpek herhangi bir vatandaşın adına kayıtlı olmadığı için resmi süreç gereği Tarım ve Orman Bakanlığınca adli işlem başlatılması adına bakanlık yetkililerine de talep yazısı iletilmiş, konuya müdahil olmaları istenmiştir. 5199 sayılı hayvanları koruma kanunu 28/A maddesi gereğince de bakanlık yetkilileri tarafından işlem başlatılmıştır.

Öte yandan, soruşturmanın selameti açısından, iddiaya konu olan kişiler geçici olarak görevlerinden uzaklaştırılmıştır."

***



Hayvan hakları savunucularından CHP’ye: Katilleri koruyacak mısınız? 



[Dilekçe] - Hayvanlar Kayboluyor, Milyonlar Uçuyor: 1 Günde 3775 Köpek Toplandı İddiası! (Manisa, Ağrı, Adıyaman ve Çanakkale,...)

Konu:

"Bir günde 3.775 can nerede? İçişleri Bakanlığı ve YİKOP, bu usulsüzlüğe son verin! Manisa, Ağrı, Adıyaman ve Çanakkale başta olmak üzere yurt genelinde sahipsiz hayvanların akıbetine ilişkin endişe verici iddialar ortaya çıktı. Yerel yönetimlere ait ve devredilemez bir görev olan hayvan toplama işinin, doğrudan teminlerle tek bir kişiye verildiği ve bu süreçte milyonlarca lira harcandığı iddia ediliyor. Sadece Manisa'da bir günde 3.775 köpeğin toplanması gerektiği belirtiliyor. Bir günde bu kadar hayvanın toplanması, kayıt altına alınması ve güvenli bir bakımevine teslim edilmesi fiziksel olarak mümkün olamaz. Peki, bu hayvanlar nerede?"

***

28 Aralık 2025'te gönderilen dilekçe metni:

Tarih: 03.12.2025

Sayın İlgili Yetkili,

Yurt genelinde sahipsiz hayvanların toplanması işlemine ilişkin endişe verici iddiaların ortaya çıktığı bir dönemde sizinle iletişime geçiyoruz. Yerel yönetimlere ait olan ve devredilemez bir görev olan hayvan toplama işlemi, iddialara göre tek bir kişiye verilmiş ve bu süreçte milyonlarca lira harcanmıştır. Yalnızca Manisa'da bir günde 3.775 köpeğin toplandığı iddia edilmektedir. Bu durum, 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'na aykırıdır. Bu kanun, hayvan toplama görevinin yalnızca yerel yönetimler tarafından yapılabileceğini belirtmektedir. Bu nedenle, İçişleri Bakanlığı Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı'nı ve YİKOP Başkanlığı'nı, hayvanların toplandığı iddia edilen bu olayı incelemeye ve bu görevin yerel yönetimler tarafından yerine getirilmesini sağlamaya çağırıyoruz. Hayvanların yaşam hakkının ve kamu kaynaklarının korunması adına, bu konuda gereken tedbirlerin alınmasını talep ediyoruz.

Saygılarımla, 

Gönderilen adresler: 
manisa@icisleri.gov.tr,
agri@icisleri.gov.tr,
adiyaman@icisleri.gov.tr,
canakkale@icisleri.gov.tr,
sti@icisleri.gov.tr

***

Gelen Yanıt (2 Ocak 2026)

Çanakkale DKMP Şube Müdürlüğü'nden:  canakkale.dkmp@milliparklar.gov.tr

Başvurunuz Müdürlüğümüzce incelenmiş olup; Çanakkale İlimizde İl Özel İdaresi tarafından hizmet alımı yapılarak toplama faaliyeti yapılmaktadır. Toplama işlemini yürüten şirket personelleri başı boş hayvanları yaklaşma ve müdahale teknikleri programını tamamlayarak sertifika almaktadır. Toplama işlemini yapan sertifika sahibi personellerce kullanılan alet ekipman ve araç kontrolleri yapıldıktan sonra İl Özel İdaresi Veteriner Hekimi koordinesinde toplama faaliyetlerini yürütmektedir.

 5199 sayılı kanuna aykırı bir durum bulunmamaktadır.

 Bilgilerinize sunulur.